K-POP’U ANLAMAK: K-Pop nedir? Nasıl ortaya çıktı? Neden bu kadar tuttu?

Son günlerde kültürel açıdan çok boyutlu bir Güney Kore kuşatması altındayız. Bir süredir TRT’nin gündüz kuşağını K-Drama’lar yani Kore dizileri işgal etmiş durumdaydı, ardından hayatımıza yüksek vaatli Kore kozmetikleri girdi fakat ülkemizde en çok etki yaratan Kore fenomeni kesinlikle K-Popdenilen müzik türü oldu. Ülkemizi bir bir ziyaret eden Koreli müzik grupları, ilçe belediyelerinin bile düzenler hale geldiği K-Pop etkinlikleri ve İngilizce muadillerinden daha çok rağbet gören Korece kurslarıyla mahallesinde sakin sakin oturan vatandaş bile bu durumdan kaçamaz hale geldi diyebiliriz.

En popüler K-Pop grupları arasında birinci sırada yer alan BTS, 7 genç erkekten oluşuyor.

Bu durum sırf bize özgü değil elbette: 2017 yılında pop müzik dinleyicileri, ABD radyolarında en çok çalınan 200 şarkıdan oluşan Billboard 200 listesinde Top 10’da Justin Bieber, Ariana Grande, Taylor Swift gibi isimlerin yanında ilk kez bir Kore grubunu yani BTS’i gördüler. İş bununla da kalmadı: 2011’den beri Billboard Müzik Ödülleri’nde Halkın Seçimi ödülünü ara vermeden her yıl evine götüren Justin Bieber, 2017 ve 2018’de ödülü BTS’e kaptırıp eli boş döndü.

Bu inkâr edilemez popülaritesine rağmen K-Pop, belli bir yaşın üzerindekilerin genellikle akıl sır erdiremediği bir mevzu. “Neymiş ki bu K-Pop?” diye Google’a koşulduğunda ilk bakışta görülen şu oluyor: tornadan geçirilip 4’lü, 5’li, 6’lı gruplar halinde piyasaya sürülmüş hepsi bir örnek, ay yüzlü, seksapelsiz hatta androjen Koreli gençler; yer yer İngilizce soslu da olsa ağırlıklı olarak Korece optimist ve nispeten derinliksiz sözler; standart bir pop altyapısına yer yer eklenmiş hiphop, RnB ve rock karmasından oluşan müzikler ve bu müziğin eşlik ettiği dev bütçeli, görsel bir mükemmeliyetçiliği yansıtan etkileyici (ama suya sabuna dokunmayan) klipler… Bir şeyi farketmeden yapamıyoruz, bu çocuklar bir ödül törenine biftekten bir elbiseyle katılan Lady Gaga’ya, paparazzilere aldırmadan denize çıplak giren Justin Bieber’a veya bahçedeki jakuzide çeşitli skandallara imza atan Rihanna’ya hiç benzemiyorlar!

Peki bu enteresan ve steril yerel akımı dünya çapında multi milyar dolarlık bir meta haline getiren ışık nedir acaba? Biz de bu merakla önce K-Pop nedir, ne değildir araştırdık; sonra da “içerdeyim amirim” diyerek Türkiye ve dünyadaki K-Pop hayran dünyasının içine girdik, forumlardan, sosyal medyadan ve sokaktan izlenimlerimizi derledik.

“KORECE POP”TAN DAHA FAZLASI

1992–96 yılları arasında faaliyet gösteren Seo Taiji & Boys, K-Pop türünün kurucusu olarak görülüyor.

K-Pop’un hikayesi, üç genç adamdan oluşan Seo Taiji & Boys adlı grubun 1992 yılında Kore müzik piyasasını sallamasıyla başlıyor. Kore Savaşı ve 1990’ların ortaları arasında geçen dönemde, zaten tutucu bir kültüre sahip olan Güney Kore’ye Kuzeyli kardeşleri kadar olmasa da gayet otoriter bir yönetim anlayışı hâkim, doğal olarak bu sanat dünyasına da yansıyor.
İşte tam bu noktada sahneye 90’larda esmeye başlayan politik ve kültürel değişim rüzgarlarını iyi okuyan Seo Taiji & Boys giriyor. Harika dans eden, kayak eldiveni bile taksa anında moda haline getiren ve gençlerin günlük hayatlarına odaklanan bireyci şarkılarıyla dinleyicileri büyüleyen grup, ülkede yaşanan kültürel kırılmanın sembolü oluyor ve hala bir mihenk taşı kabul ediliyor. Başta bu “havalı çocuklar”dan haz etmese de kısa süre içinde bu yeni müzik tarzının global piyasada satılabilir bir kültürel ürün olduğunu fark eden Güney Kore devleti, ayrıca bu ürünü ülkenin imajını değiştirme projesinin de amiral gemisi yapmaya karar veriyor. Devlet desteğini de arkasına aldıktan sonra K-Pop fenomeni önü alınamaz bir hale geliyor[i].

Şu sıralar “retro ve şirin kızlar” dönemini yaşayan Red Velvet, kız grupları arasında en büyük oyunculardan.

K-Pop, Çin, Japonya, Endonezya ve Tayland gibi büyük bölge ülkelerinin müzik piyasalarında uzun süredir tartışmasız ağırlığını hissettirirken, Ortadoğu’yu da ele geçirmekte gecikmediğini görüyoruz. Örneğin, K-Pop sevgisi İsrailli ve Filistinli gençler arasında birleştirici bir güç olmuş durumda[ii].
Güney Amerika ülkeleri ise K-Pop konser biletlerinin satışa çıktığı an tükendiği, K-Pop gruplarının yerel sanatçılarla düetler yapmaya can attığı bir bölge. Batı-dışı dünyada gücü daha fazla hissedilse de, kültürel ve etnografik açıdan giderek daha heterojen bir yapı kazanan Amerika Birleşik Devletleri ve diğer Batı ülkelerinin de bu tarza kayıtsız kaldığını söyleyemeyiz, ki K-Pop gruplarının Amerika ve Fransa turnelerinde tabir-i caizse The Beatles gibi karşılanmaları ve yerel listelerde Kore gruplarıyla sık sık karşılaşır hale gelinmesi bunu net bir şekilde ortaya koyuyor.

PLAK ŞİRKETLERİ İMPARATORLUĞU

Piyasanın işleyişiyle ilgili öğrendiğimiz ilk ve en önemli şey şu oldu: K-Pop’a dair hiçbir şey organik değil. Tamamen plak şirketleri kontrolünde bir dünyadan söz edebiliriz: seçmeler yoluyla çocuk yaşlarında keşfedilen gençler, “köle kontratı” adı verilen katı sözleşmelerle şirkete bağlandıktan sonra günde 18 saati bulan ses, dans, oyunculuk ve hitabet eğitimlerinden geçtikleri, birkaç yıl süren bir çaylaklık dönemine giriyorlar. Yeterince piştiklerine kanaat getirildiğinde, belli bir formülasyona göre üye sayıları 4’ten sonsuza uzanan gruplar halinde bir araya getirilip piyasaya sunuluyor ve böylece “idol” sıfatını almaya hak kazanıyorlar[iii].

Bizde “ağır” ünlülerin en azından yüzünü eskitmeme amaçlı olarak biraz saklandığını görürüz. Kore’nin eğlence sektörü ise bunun aksine izleyicilerine en ünlü yıldızlara dair 7/24 bir materyal bombardımanı servis ediyor. Popülarite anlamında ilk 5’te yer alan grupların üyelerinin bile sıklıkla ekip halinde reality show’lara katıldığını, neredeyse bütün hayatlarının web sitelerinden yayınlandığını görüyoruz.
Yüzünü eskitme sorunu ise, grubun birkaç ay gözlerden uzak kalarak hem giyim, hem de müzik tarzını kökten değiştirdiği dramatik “comeback”lerle çözülüyor. Comeback (geri dönüş) denilen bu kökten değişim dönemi sonrası, örneğin “şeker kızlar” konseptli bir grubun üyeleri, diken diken saçları, piercing’leri ve simsiyah boyanmış gözleriyle sert birer punk rock prensesine dönüşebiliyorlar. Hafif ciddiyetsiz ve espirili tavırlarıyla bilinen K-Pop idolleri, yaşadıkları comeback’le hipster kıyafetlerini bırakıp, jilet gibi takım elbiseleri çektikten sonra şarkılarına caz tınıları ekliyorlar. Grupların comeback takvimleri önceden açıklanıyor, böylece hayranlara heyecanla bekleyecekleri bir konu verilmiş oluyor.

(AŞILABİLİR) BARİYERLER

NU’EST üyelerinin Maraş dondurmasıyla imtihanı gözleri yaşartıyor.

K-Pop hakkında yeterince bilgi sahibi olduğumuza kanaat getirince hayran dünyasına dalış yaptık. Türkiye’de K-Pop’un ergenlik öncesinden erken 20’lere uzanan bir yaş profilinde, ağırlıklı olarak genç kızlardan oluşan bir hayran profili var (yapılan akademik çalışmalardan gördüğümüz kadarıyla bu durum diğer ülkelerde de pek farklı değil). Ayrıca aralarında her kesimden genç olsa da muhafazakâr ailelerin kızlarının sayısal olarak ağırlığını hissettirdiğini gördük.

Bir sürü forum ve sosyal medya grubunda karşımıza ilk etapta “Hangi Fandom’dansın?” “Bias’ın kim?” “Oppacı mısın?” gibi başta asla anlayamadığımız sorular çıktı. K-Pop hayran camiasında her cümlede kullanılan bir bölümü İngilizce, bir bölümü Korece olmak üzere sonsuz terim mevcut: “bias”, “oppa”, “noona”, “dongseang”, “bagel girl”, “sunbae”, “shipper”, “hallyu”
Ayrıca grupların hayran gruplarının yani “fandom”ların adları grupların kendi adlarından farklı, dolayısıyla bu camiada giriş seviyesinde basit bir diyalog gerçekleştirmek bile epey aşinalık gerektiriyor. Anlayacağınız, anadillerindeki veya İngilizce popüler kültür alanlarıyla kıyaslandığında, K-Pop’ta müziğin Korece olması ve kullanılan sonsuz sayıdaki terim sebebiyle anne-baba ve diğer otorite figürlerinin kültürel bariyerleri aşıp, gençlerin kendilerine belirledikleri bu alana izinsiz girmesi çok daha zor[iv].

Türkiye, dışarı açılmak isteyen K-Pop grupları için ümit vaat eden piyasalardan biri.

Fakat K-Pop’un bu konuya merak salmış bir genç için tamamen anlaşılmaz, içine girilemez bir dünya olduğu da söylenemez: memleket dışındaki ağız sulandıran pazarı görmezden gelmeyen Kore müzik endüstrisi, her şarkıya birkaç kelime de olsa İngilizce sözler serpiştirerek Kore-dışı tüketicinin ağzına bir parmak bal çalıyor. Grupların isimleri bile İngilizce, veya en azından Latin Alfabesi kullanılan kısaltmalardan oluşuyor: BTS, Red Velvet, EXO, Big Bang, Black Pink, Seventeen, H.O.T., Twice, Got7… Bunun yanında, Korece bilgisinden yararlanıp çeviri içerik sağlayarak tık sayısından kazanan girişimciler sayesinde, K-Pop’a dair İngilizce ve hatta Türkçe materyal de Korece’sinin yayınlanmasından sonra neredeyse anında üretiliyor.
Dahası, K-Pop siber âleminde geçirdiğimiz zaman sırasında terminolojiyi birkaç günde çözdüğümüzü, hatta Seul’a düşsek aç kalmayacak kadar Korece öğrendiğimizi biraz sevinerek, biraz da korkarak fark ettik. Üstelik harcanması gereken bu çaba kendini özel hissettirip ve neredeyse gizli bir alt kültüre ait olduğunu düşündürüyor, bu da K-Pop’u gençler için çok daha çekici kılıyor[v].

ÖRTÜLÜ CİNSELLİK VE GÜVENLİ BİR İSYAN

Çıkışını 2016’da yapan “MIXX”, 5 üyeden oluşuyor.

Bilirsiniz, televizyonda isterseniz Sevimli Hayalet Casper izliyor olun, anne baba içeri girdiği anda sihirli bir şekilde ekranda mutlaka uygunsuz sahne belirir. İşte Koreli dostlarımızın bu nahoş durumu asla yaşatmayacaklarına söz verebiliriz. K-Pop’un cinsellikten -en azından görünürde- arındırılmış, son derece temiz bir çehresi var. Şarkı sözlerinden kliplerdeki danslara, idol’lerin çocuksu makyajlarına kadar her öğesi seksapelden arındırılmış bir dünya var önümüzde. İş bununla da kalmıyor: imzaladıkları ağır “köle kontratları” sebebiyle idol’lerin birçoğunun sevgililerinin olması yasak (veya en azından gözler önünde bir ilişkileri olamıyor), adları herhangi bir skandalın imasına bile karışsa şirket tarafından ipleri çekiliyor. Aşk hayatının görünmezliği, özellikle kız ve erkek K-Pop gruplarının üyeleri arasında geniş spektrumlu dedikodulara, birbirine yakıştırılmalara yol açıyor. Meşhur lafı hepimiz biliyoruz, cinsellik satar. Ama unutmayalım ki cinsel gerilim daha da çok satar. Ailesi izin vermediği için veya çevre baskısı sebebiyle erkek arkadaşa sahip olamayan veya saklamak zorunda kalan genç kızlar için bu son derece özdeşleşilebilir bir durum yaratıyor; bunun da özellikle Türkiye ve diğer Batı-dışı kültürler için ne kadar kritik olduğunu herhalde anlatmamıza gerek yoktur. Bu durumu fark edince hayran kitlesindeki muhafazakâr ağırlık anlam kazanıyor.

K-Pop dünyasının en temel ayrımlarından birinin “oppacılar” ve “shipper’lar” diye bilinen iki grup arasında olduğunu da belirtelim. İlk grup hayran oldukları K-Pop idolleriyle sevgili olmayı hayal eden; -adı İngilizce ilişki anlamına gelen “relationship”ten türetilmiş- ikinci grup ise çeşitli K-Pop idol’lerini birbirine yakıştırıp ilişki yaşamalarını uman, araya kendini hiç karıştırmayanlara deniyor.

K-POP NEDEN BU KADAR TUTTU?

EXO, bünyesinde bulunan Çinli üyesi Lay ve Mandarin dilinde söyledikleri şarkılarla Çin piyasasına da göz kırpıyor.

K-Pop’u anlamak için çıktığımız yolda, bu ilginç müzik türünün kendini Ariana Grand veya Katy Perry gibi batılı pop yıldızlarıyla özdeşleştiremeyen, Batı kültürel ürünlerinde göremediği birtakım sınırlamalara tabi ama yaşı gereği kendini bulma çabasındaki gençler için yepyeni bir alan tanımladığını gördük. Yani kendi de Batı-dışı ve muhafazakâr bir kültürün ürünü olan K-Pop, geniş bir tabirle “beyaz olmayan” kültürlerin kolay tüketilebilir kültürel ürün ihtiyacını gideriyor. Doğal olarak her ergen gibi “ben de bir bireyim” demek isteyen ve kendilerine özgü bir aidiyet arayan, fakat aile ve çevrelerinin belirlediği güvenli suları da fazla terk etmek istemeyen gençler, K-Pop bayrağını ülkemizde ve dünyada dalgalandırmaya uzun yıllar devam edecek gibi görünüyor.

[i] Kim, Y. (Ed.). (2013). The Korean wave: Korean media go global. Routledge.

[ii] Otmazgin, N., & Lyan, I. (2013). Hallyu across the Desert&58; K-pop Fandom in Israel and Palestine. Cross-Currents: East Asian History and Culture Review, 68(9), 68–89; Siriyuvasak, U., & Hyunjoon, S. (2007). Asianizing K‐pop: production, consumption and identification patterns among Thai youth. Inter‐Asia Cultural Studies8(1), 109–136.

[iii] Jung, S. (2012). Fan activism, cybervigilantism, and Othering mechanisms in K-pop fandom. Transformative Works & Cultures, 10.

[iv] Lee, J. S. (2004). Linguistic hybridization in K‐Pop: discourse of self‐assertion and resistance. World Englishes, 23(3), 429–450.

[v] Pacis, J. (2012). Popping the K-pop Bubble: A Study on the World of K-pop Fandom as a subculture. Diliman: University Of The Philippine. Diakses tanggal, 25.